Sevgili Değmesin Yağlı Boya'nın düzenlediği hediyeleşme etkinliğinde eşleştiğim blog Çilekli Süt'tü. Bugün, gönderdiği hediyeler elime ulaştı ve bir kez daha hediye alıp vermenin ne kadar güzel olduğunu hatırlayıp mutlu oldum.
Gönderdiği hediyelerin her biri sanki özellikle seçilmiş gibiydi. Kitabı bir süredir sağda solda görüp merak ediyordum ama nedense almamıştım. Sanki bana geleceğini biliyormuşum.
Çocuk kitabına Ayşe Ece tabii ki bayıldı bir kitapsever olarak. Ama şemsiyeyi daha çok sevdi sanki :) Daha dün, anne bana küçük şemsiye alır mısın demişti. Bu şemsiye tam ona göre oldu.
Çekirdek ve çay ikilisine bayılırım zaten. Saç ürününü kullanmıyorum ama kullanacak kıvırcık bir kuzenim var.
Hepsinden önemlisi içindeki o küçük mektuba bayıldım. Kısacık da olsa bana bir sürü şey söyledi.
Böyle güzel etkinliklerde buluşmak dileğiyle...
13 Mart 2017 Pazartesi
10 Ağustos 2016 Çarşamba
Gençler Toplanın Hele
Evet, toplanın gençler, bir duyurum var!
Uzun zamandır hayata geçirmek istediğim bir işim vardı. Kısa süre önce ilk adımlarını çok sevdiğim bir yakınımla birlikte attık. Peki neydi bu iş? İlk önce kendim için olmak üzere, gelin buketi, taç ve yaka çiçeği yapıyordum beş yıldır. Arkadaşlara, eşe dosta yaptım. Sonra neden bunu sürekli olarak yapmamayım dedim ve dediğim gün, sanki bir işaret gibi Elsa&Bambi Gelin Aksesuarları'ndan Deniz Hanım instagram sayfamı görüp benle iletişime geçti. Ben de Elsa&Bambi için çok cici buketler ve yaka çiçekleri hazırladım. Şimdi yine onlar için gelin taçları ve saç aksesuarları hazırlıkları içindeyim. Asıl işim çevirmenlik, şu anda da bitirmem gereken işler var. Ondan sonra bu diğer işe biraz daha ağırlık vermek niyetindeyim.
Facebook sayfam: https://www.facebook.com/atolyeminimaki/
İnstagram sayfam: https://www.instagram.com/atolyeminimaki/
İnstagram sayfamda ürünler henüz yok ama Facebook sayfasından yaptıklarımı takip edebilirsiniz. Kendim yaptım diye demiyorum ama evlenecekseniz ya da çevrenizde evlenecekler varsa kendimi şiddetle tavsiye ediyorum :)
Burada paylaştıklarımı Elsa&Bambi için hazırladım, kısa süre sonra firmanın sitesinden temin edebilirsiniz. Diğer siparişler için de bana mesajla ulaşabilirsiniz.
19 Haziran 2016 Pazar
Bebekli Hayat: Evde Islak Mendil Yapımı
Ey ahali selamlar,
* Solo Çek-Al Peçete Yedek Paket. Evet, bildiğiniz Solo. Daha doğrusu suyu görünce dağılmayan herhangi bir marka olabilir. Bu peçete hem ince ve yumuşak hem de suda dağılmıyor. Aynı markanın Çek-Al Havlusu da var ama onu denemedim, kalın olur gibi geldi.
* Kaynamış su.
Uzunca bir ara verdiğim yazılara dünkü doğum yazımla geri dönmüş bulunuyorum.
Bu yazıda evde ıslak mendil yapımını anlatacağım. Anlatacağım deyince öyle zor bir şey değil, çok basit. Ayşe Ece'de bunu neden görmemişim bilmiyorum. (Bu arada yazıyı okuduğum kaynağı tekrar bulamadım, sahibi hoş görür umarım.) Uni Baby'ye ne paralar bayıldık ama :) Parasını da geçtim, saf su ve pamuk dese de sonuçta içinde gıda koruyucu potasyum sorbat var. Yani bir katkı maddesi.
Benim evde hazırladığım ise sadece peçete, su ve uçucu bir yağdan (papatya, lavanta vs.) ibaret.
Şimdi ihtiyacımız olanlar:
* Bir tane saklama kabı. Ben Tupperware'den ıslak mendil kutusu aldım. Başka markaların da varmış ama bu markanın, içindeki ürünleri bozmama gibi bir özelliği olduğunu bildiğim için ve ıslak mendiller bir süre sonra küflenebilir vs. diye bu ürünü seçtim. (Küflenme sorununu yaşamadım, ilk yaptığım 125 yapraktı ve 8-9 günde bitirdik. İlk zamanlar bebeklerin ne kadar kaka-çiş yaptığını bilir sevgili yenidoğan anneleri ve babaları :) Böyle bir sorun olur mu onu da bilmiyorum, dediğim gibi sadece bir önlem.)
* Uçucu bir yağ. Aslında bu isteğinize kalmış, yani hiç kullanmayabilirsiniz de. Ben ilk denemede evde lavanta olduğu için onunla denedim. Şimdi ikinci paketi de onunla yaptım. Üçüncüyü de papatya yağıyla denemek istiyorum.
* Kaynamış su.
Yapımı ise kısaca şöyle:
Bahsettiğim peçetenin içinde 125 adet var, bu kadar peçete için yaklaşık 1 litre kaynamış, soğumuş suyun içine bir tatlı kaşığı uçucu yağımızı karıştırıyoruz. Sonra da saklama kabına koyduğumuz peçetelerin üzerine bu suyu döküyoruz. İşte bu kadar basit :)
18 Haziran 2016 Cumartesi
Bir Doğum Hikayesi: Ömer Tuna
Dakiklik huydur bizde...
Evet, oğlum da kızım gibi tam beklenen gününde doğdu. 8 Haziran gecesi, 3.20'de. Gerçekten dakikler mi yoksa ben kendimi o tarihe şartlandırıp bedenen ve ruhen hazırlandığımdan mı onu bilmiyorum işte.
İlk doğumumla benzerlikler içeriyordu bu da. Annem doğuma on sekiz gün kala yanıma geldi memleketten. Ayşe Ece'de 17 gün kala gelmişti. Bu 17 gün içinde evde yapılacak işleri yaptık beraber; daha doğrusu o dikiş makinesinin başındaydı, ben de evde dört dönüyordum. Bunun bir adı vardı, yani bebek gelmeden önce annenin evi dip bucak temizleme, düzenleme isteğinin. Ben de evde ne kadar atılacak, birilerine verilecek şey varsa ayırdım. Yıkanacaklar, ütülenecekler... Salondaki halımı da doğumdan iki gece önce sildim mesela. Kolay doğum yapmamın nedenlerinden biri de buydu sanırım, doğuma kadar hareket halinde olmam.
Gelelim o güne... 7 Haziran'ı 8'ine bağlayan gece geldi oğlum dünyaya. Evde Ahmet, kızım, annem ve Ramazan'dan bir gün önce gelen erkek kardeşim Mustafa vardı. Saat 12'ye gelirken uyku bastırınca yatayım dedim. Çok çok hafif, sancıya benzer dalgalar vardı ama pek de umursamadım. Kızım çoktan uyumuştu. Annem ve diğerleri ayaktaydı. Hemen uykuya daldım, saat ikiye beş kala sancıyla uyandım. Evdekiler sahur için mutfak masasının başındalardı. Beni görünce hayırdır dediler, ben de şakayla, doğuruyorum dedim. Gerçekten mi dedi eşim. Gerçekten dedim. Aslında önceki gün, yani 7 Haziran'da akşam yedi civarında çok hafif bir pembelik gelmişti, nişan dedim kendi kendime ama anneme de söylemedim, erkenden heyecanlanmasın diye. Sonra gece o sancılar da olunca tamam dedim, oğlumuz geliyor.
Ev halkı masadayken ben lavaboya gittim birkaç kez. Vücudum kendi kendine lavman yapıyordu.
Sonra Ahmet, hadi hastaneye gidelim dedi. Önceki doğumda kendisi evde olmadığı için müdahale edememişti. Bunda kesinlikle hastaneye gideceğiz diyordu. Ben de hemen gidilir mi öyle, sancılarım sıklaşsın dedim. Aslında sıktı ama ben pek umursamıyordum. Evde dolaşıyordum. Bu sırada herkese birer görev verdim. Anne sen şu dualar oku, Mustafa sen bunu oku, Ahmet sen de bunları diye. Sonuçta işin manevi boyutu çok önemli. Doğumu kolaylaştıran şeylerden biri de buydu: Bol dua... Bu sırada benden dua isteyen herkese de ettim duamı. İnsanlar sancıların arasında onu mu düşünüyorsun diyor ama gerçekten de nasibi olan herkes aklıma geldi, gelmez dediğim kişiler bile.
Bu sırada saat iki buçuğu geçmişti. Ben artık gezecek durumda değildim. Yatak odasındaydım. Yatağın aşağısına bir yastık koyup diz çöktüm, sancılar arasında tıpkı ilk doğumumdaki gibi fena halde uyku bastırıyordu. Ben bu sırada dualar okuyordum, seni yaratanla böyle bir anda bağ kurmak inanılmaz bir duygu. Kendini bulunduğun yerden soyutlanmış hissediyorsun. Bambaşka bir alemdesin. Annem de sırtıma, belime masajlar yapıyor, dualar okuyordu. Ahmet arada kapıdan bakıyor, geri gidiyordu. Daha doğrusu gidiyormuş, ben hiç fark etmedim. Sonradan sen orda bir doğurdun, ben dokuz diyecekti. Ben de iyi ki doğumum çok uzun sürmedi diyecektim :)
Evet sancılarım sıklaşmıştı, Ayşe Ece'de sancılarımın sıklığını falan hep not etmiştim. Bunda her şeyi kendi akışına bıraktım. Kendi kendime sürekli kendimi, kaslarımı serbest bırakmam gerektiğini söylüyordum. Oğlumun hareket ettiğini, gelmeye çabaladığını hissedebiliyordum. Sonra ıkınma hissi geldi. Çok yavaş, kendimi çok sıkmadan ıkınmaya başladım. İlk önce suyum geldi. Ayşe Ece'de bu aşamaya gelmem iki saatten fazla sürmüştü. Bunda bu kadar kısa sürünce annem bile bebek geliyor mu dedi. Ben de sanırım dedim, çünkü öyle hissediyordum. Çok sürmeden daha büyük bir baskı hissedince elimi aşağı götürdüm ve oğlumun kafasına dokundum. Yumuşacıktı. Küçük bir ıkınmadan sonra kafası çıktı. Sonra annem de kafası çıktı, haydi bir daha ıkın dedi ve ben yine gülerek, büyük bir mutlulukla bir kez daha ıkındım, hani şu hep dua edenlerin Allah bir avazda kurtarsın dedikleri avaz var ya, işte bu o avazdı sanırım :) Bağırmasam da güçlü bir inleme eşliğinde ıkındım ve oğlum, bir balık gibi kayarak bu dünyaya geldi, yere yumuşak bir inişle. Hemen kucağıma aldım, durmadan şükürler olsun diyerek, gülerek. Kısa bir süre ağladı. Sonra kucağımda sustu, bir eliyle de tişörtümün yakasına yapışmıştı. Hemen oradaki bir örtüye sardık. Bu sırada Ahmet ve kardeşim gelmişti, kardeşim doğum fotoğrafçısı olarak yeğeninin ilk fotoğraflarını çekti kucağımda :) Ahmet'e havlu getirmesini söyledik, birkaç başarısız denemeden sonra doğru havluyu getirdi :) Sıra göbek bağını kesmeye gelmişti, önceden hazırladığımız (evet, evde doğum yapmaya kararlıydım yine) makas ve ipi getirdi annem. Yine ben kestim göbek bağını ve yine ben bağladım. Oğlumuzu güzelce sarıp sarmaladıktan sonra sıra bebeği besleyen plesantayı, yani eşi doğurmaya gelmişti. Birkaç ıkınmadan sonra o da doğdu, tıpkı bir kalbe benziyordu, üstünde damarlarıyla.
Ben hemen duşa girdim, temizlenip gelince oğlumu kucağıma aldım. Göğsüme koyunca kendiliğinden memeyi buldu ve sütüm hemen geldi. Bunu hep söylerlerdi ama kendim yaşayınca mucize gibi geldi. Ve oğlum iki memeyi de yaklaşık birer saat emdi. Sonra da tatlı bir uykuya daldı.
Kızımda acemilikten bu emzirme kısmında hatalar yapmıştım. Doğumdan hemen sonra bir kere göğsüme koymayı denemiş, hemen almayınca vazgeçmiştim. Sonra da hemen hastaneye gitmiştik ve işlemler, şu bu derken kızım dört saat sonra emebilmişti. Bu da sonradan tam olarak sarılık olmasa da buna benzer bir durum yaşamasına neden olmuştu. En azından nedeninin bu olduğunu düşünüyorum ben.
Emzirmeden sonra oğlum uyurken ben de uyuyayım desem de ilk doğumumdaki gibi gözüme bir damla uyku girmedi. Oğlumu seyrettim ben de, onun sık sık nefes alıp vermesini, arada gülümsemesini... Sonra annemle sohbet ettik. Ahmet'i uyumaya ikna etmiştim, biraz dinlensin diye. Bu sırada saat altıya geliyordu. Yeni güne evde yeni bir nefesle merhaba diyorduk.
Sabah sekiz buçuğu geçince doktorumuzu arayıp randevu aldık. O da on bir buçukta orada olmamızı söyledi. Hastanedeki muayenemde durumumun iyi olduğunu, sadece bir yırtığım olduğunu, onun da aradan zaman geçtiği için dikilemeyeceğini, kendi kendine kaynamasını bekleyeceğimizi söyledi.
Ama hastanede yatmaktan kurtulamadım yine de. Bana evde doğum yaptığım için ortam şartlarına güvenilemeyeceğinden (ki bence ev ortamı hastaneden çok daha temiz ve güvenli) sekizer saat arayla üç doz antibiyotik verildi serumla, oğlumuzun kontrolleri ve ilk aşısı yapıldı; ertesi gün de öğlene doğru hastaneden çıktık. Bu arada kilosu 3.680 kg, boyu 50 cm'miş bizim küçük adamın.
Sonuçta bu ilkine göre çok daha içime sinen, daha az keşkesiz (hatta neredeyse hiç), daha kolay, daha hızlı ve kendimi daha rahat hissettiğim bir doğum oldu. Dikiş olmadığı için sonrasında da çok rahat(t)ım. Bu doğumda da toplamda 11'e yakın kilo almıştım ve doğumun onuncu gününde kilolarımın hepsi gitmişti.
Bugün Ömer Tuna 12 günlük oldu ve ben onu her geçen gün daha çok seviyorum.
Aslında daha yazmak istediğim bir sürü şey var doğum süreciyle ilgili ama ilerleyen günlerde, fırsat buldukça yazmayı umuyorum.
Ve kapanışları beceremeyen biri olarak iyi dileklerimle bitiriyorum, Allah isteyen herkese bu güzel duyguları tattırsın ve herkese en az benimki kadar güzel bir doğum yaşatsın. Amin :)
22 Nisan 2016 Cuma
Bunu Sevdim: Mom's Green Ürünleri
Ne zamandır yazmayı planladığım yazılar arasındaydı bu. Ama önce yeterince zaman geçmesini bekledim, gerçekten sevdim diyebilmek için.
Öncelikle bunun reklam falan olmadığını söyleyeyim. Sadece işini iyi yapan başarılı bu anneyi ve markasını siz de tanıyın istedim. Şuradan Işıl Hanım'la ilgili bilgilere ulaşabilirsiniz. Ayrıca kendisinin blogundan son derece işime yarayacak şeyler öğrendiğimi de ekleyeyim.
Kullanıp memnun kaldığım ürünleri şunlar:
* Bitkisel bulaşık makinesi jel temizleyici
*Organik portakallı bulaşık temizleyici
*Organik portakallı mutfak temizleyici sprey/yağ çözücü
*Bitkisel çamaşır suyu/leke çıkarıcı
*Organik lavantalı çok amaçlı yüzey temizleyici
*Organik portakallı banyo/wc temizleyici
*Organik lavantalı sıvı sabun
Özellikle bulaşık makinesi temizleyicisinden çok memnunum, benden tavsiyeyle komşum ve onun kızı da kullanmaya başladılar.
Gerçekten de temizlik yaparken içim artık daha rahat. Bitkisel temizlik ürünleri arayan varsa bu markaya bir şans verebilirler bence.
31 Ocak 2016 Pazar
İki Yaş Hediyesi Olarak Tuvalet Eğitimi
Anne-bebek konularında yazan bloglarda tuvalet eğitimiyle ilgili yazılar genelde yaz aylarında tavan yapar. Ben bir de kış ayında nasıl oluyor onu yazayım dedim :)
Neler yaptık, sırayla anlatayım:
Şimdi şöyle oluyor... Demeyeceğim elbette. Yani yaz da olsa kış da olsa aynı şey sanırım, çevremden gördüğüm kadarıyla. Ayşe Ece'nin doğum günü 29 Ocak. Yazı beklesem iki buçuk yaşında olacaktı. Elbette iki buçuk yaşında olması sıkıntı değil ancak bezi bırakma sinyallerini veriyorken daha fazla beklemek istemedim ve kızıma iki yaş hediyesi olarak tuvalet eğitimi vereyim dedim.
Sinyaller demiştim, neydi bunlar?
*Sabaha nadiren ıslak bezle uyanması.
*Gündüz uykularından her zaman kuru uyanması.
*Çiş ve kaka sayılarının azalması.
*Kakası geldiğinde bunu söylemesi. (Zaten doğduğundan beri tuvalet iletişimde olduğumuz için bezine nadiren yapıyordu.)
*Bezi ıslandığında rahatsız olup hemen belirtmesi. (Kumaş bez kullandığımız için bunu fark ediyordu.)
*Birisi tuvalete girdiğinde "Çiş yapıyor." demesi. Yani başka insanların tuvaletini kendisi gibi beze değil, buraya girip yaptıklarını fark etmesi.
Neler yaptık, sırayla anlatayım:
Dediğim gibi tuvalet iletişimi yaptığımız için zaten lazımlığa oturuyordu. Hatta yazın yaklaşık bir aylık dönemde neredeyse tamamen bezsiz gezdi. Geceler de dahil. Sonra ne oldu bilmiyorum lazımlıktan korktu. İki aydan fazla bir süre boyunca lazımlığı gördüğünde bile ağladı. Çok zorlamadım. Yeni bir lazımlık aldık, koltuk tarzı olandan. (Önceki buydu.)

İlk başta gerçek amacıyla olmasa da hoşuna gitti, epey oynadı. Bir süre evin baş köşesinde durdu lazımlık efendi, Ayşe Ece kıyafetleriyle olsa da gitti oturdu, oyuncaklarını oturtup çişlerini yaptırdı. Sonra her gün şarkılarla türkülerle bezini çıkarıp lazımlığa oturttum, çişini yapmasa da en azından ağlamıyordu artık. Bu bile büyük bir şeydi benim için.
Sonra doğum gününe yaklaşık iki hafta kala kesin karar aldım, tuvalet eğitimi için. Daha önce çevremden duyduklarım, okuduklarım derken, kafamda az çok bir plan oluştu.
Öncelikle bezi kesinlikle çıkarmak gerekiyordu. Çünkü çocuk altında kumaş bez de olsa çişini oraya yapması gerektiğini düşünüp yapıyor ve sizin değiştirmenizi bekliyordu. O yüzden bezi çıkarttım. İlk üç gün bütün çişler üste başa. Neyse ki halı, koltuk gibi yerlere yapmadı :) Kıyafetleri ilk kez ıslanınca, çişi sıcak sıcak bacaklarına değince epey bir şaşırdı. Sonrakilerde ağlamaklı oldu. Her defasında sakin bir şekilde "Tamam, üstünü değiştirelim, ama bir dahaki sefere çişin geldiğinde bana çişim geldi de, ben de seni buraya oturtayım." dedim. "O zaman üstün kirlenmez." dedim. Bunu anlamış gibi görünüyordu ama biraz yanlış anlamıştı :) Çişini yaptıktan hemen sonra, "Anne çişim geldi." diyordu. Sonra yıkayıp kaloriferin üstünde kuruttuğum çamaşırlarını gösterip "Ee oldu, ıslandı." diyordu. Ben de "Bak, eğer lazımlığa yaparsan kıyafetlerin ıslanmaz." diyordum. Ne kadar doğru bilmiyorum ama burada bir püf noktası vermek isterim: Çok sevdiği kıyafetleri varsa onları giydirin. Ayşe Ece'nin, üstünde tavşanlar olan bir taytı vardı. Onu ıslattığında "Aa, tavşanlar ee oldu." diyordu. Böyle böyle artık lazımlığa yapmasının kendisi için daha iyi olduğunu anladı sanırım.
Bir diğer nokta da kıyafetler. Ona yazın aldığımız, fırfırlı, kelebekli, çiçekli külotları gösterip "Bak bunları aldım, artık bez takmayacağım sana, bunları giyeceksin bizim gibi." dedim. Çok hoşuna gitti, sürekli "Anne de kılot giyiyo, baba da giyiyo, Ece de kılot giyiyo." diye gezdi evde. Altını ıslatması durumunda daha fazla kıyafet çıkmasın diye çıtçıtlı bluzlardan vazgeçtik. Atlet, külot, üste uzun kollu bir bluz ve altta da tayt, pijama giydirdim bir süre.
Üçüncü günden sonra artık lazımlığa oturmaya başladı, yine altını ıslatıyordu ama ilk üç günkü kadar değildi. Bu arada yapmamamız gereken bir şey yaptık ve gezmeye gittik, burada da yine kazalar oldu.
Sonra doğum gününe iki gün kala hiç fire vermedi, üstelik dışarı çıkıp iki saat kadar kalmamıza rağmen. Artık çişi ya da kakası geldiğinde bana ya da babasına haber veriyor. Bezden tamamen kurtuldu ve sanırım böylesi onun için daha rahat. Bugün firesiz geçen beşinci günümüz. Bundan sonra geriye dönüşler olmaz umarım.
Naçizane verebileceğim tavsiyeler:
*Çocuğunuzu gözlemleyin, eğer yukarıda bahsettiğim sinyalleri veriyorsa ona bir şans verin. Bu belki de bir buçuk yaşında olacaktır.
*Mevsimin kış olması sizi korkutmasın, evinizin ısınmasıyla ilgili bir sıkıntı yoksa her zaman eğitime başlayabilirsiniz.
*Çocuğunuz tuvaletinin geldiğini tam olarak söyleyene kadar dışarı çıkmamaya özen gösterin.
*Çıkarsanız da yanınıza bolca kıyafet alın.
*Çocuğunuz hastaysa ya da kabızlık sorunu yaşıyorsa eğitime başlamayın. Kakasını yaparken canı yanacağı için tuvaletini yapacağı her seferde bunu yaşayacağını düşünebilir.
*Tabii ki sabırlı olun, altını ıslattığında sakın kızmayın. Her defasında anlayabileceği bir şekilde eğer lazımlığa oturursa kıyafetlerinin ıslanmayacağını anlatın.
*Kesin karar aldıysanız beze kesinlikle geri dönmeyin. Bu kafasını karıştıracaktır. Net olun.
*Tuvaletinizi yaparken çişiniz geldiği için buraya geldiğinizi söyleyin. Çocukları birbirleriyle karşılaştırmak hiçbir zaman yaptığım bir şey değil ve sevmiyorum da. Ama sevdiği bir arkadaşı ya da tanıdığınız varsa, "O da bez takmıyor, buraya yapıyor." diyerek cesaretlendirebilirsiniz.
Biraz uzun oldu ama umarım eğitime başlayacak anne-babalar için faydalı bir yazı olmuştur. Sormak istediğiniz, atladığım bir nokta varsa buraya ekleyebilirim.
Eğitime başlamak isteyen herkese kolaylıklar diliyorum.
Üçüncü günden sonra artık lazımlığa oturmaya başladı, yine altını ıslatıyordu ama ilk üç günkü kadar değildi. Bu arada yapmamamız gereken bir şey yaptık ve gezmeye gittik, burada da yine kazalar oldu.
Sonra doğum gününe iki gün kala hiç fire vermedi, üstelik dışarı çıkıp iki saat kadar kalmamıza rağmen. Artık çişi ya da kakası geldiğinde bana ya da babasına haber veriyor. Bezden tamamen kurtuldu ve sanırım böylesi onun için daha rahat. Bugün firesiz geçen beşinci günümüz. Bundan sonra geriye dönüşler olmaz umarım.
Naçizane verebileceğim tavsiyeler:
*Çocuğunuzu gözlemleyin, eğer yukarıda bahsettiğim sinyalleri veriyorsa ona bir şans verin. Bu belki de bir buçuk yaşında olacaktır.
*Mevsimin kış olması sizi korkutmasın, evinizin ısınmasıyla ilgili bir sıkıntı yoksa her zaman eğitime başlayabilirsiniz.
*Çocuğunuz tuvaletinin geldiğini tam olarak söyleyene kadar dışarı çıkmamaya özen gösterin.
*Çıkarsanız da yanınıza bolca kıyafet alın.
*Çocuğunuz hastaysa ya da kabızlık sorunu yaşıyorsa eğitime başlamayın. Kakasını yaparken canı yanacağı için tuvaletini yapacağı her seferde bunu yaşayacağını düşünebilir.
*Tabii ki sabırlı olun, altını ıslattığında sakın kızmayın. Her defasında anlayabileceği bir şekilde eğer lazımlığa oturursa kıyafetlerinin ıslanmayacağını anlatın.
*Kesin karar aldıysanız beze kesinlikle geri dönmeyin. Bu kafasını karıştıracaktır. Net olun.
*Tuvaletinizi yaparken çişiniz geldiği için buraya geldiğinizi söyleyin. Çocukları birbirleriyle karşılaştırmak hiçbir zaman yaptığım bir şey değil ve sevmiyorum da. Ama sevdiği bir arkadaşı ya da tanıdığınız varsa, "O da bez takmıyor, buraya yapıyor." diyerek cesaretlendirebilirsiniz.
Biraz uzun oldu ama umarım eğitime başlayacak anne-babalar için faydalı bir yazı olmuştur. Sormak istediğiniz, atladığım bir nokta varsa buraya ekleyebilirim.
Eğitime başlamak isteyen herkese kolaylıklar diliyorum.
14 Ocak 2016 Perşembe
Bunu Sevdim: Ecover Bulaşık Makinesi Tableti

13 Ocak 2016 Çarşamba
İçinden Müzik Geçen Kitaplar: Haruki Murakami - 1Q84
(Yaklaşık bir yıl önce başladığım ve taslak halinde duran yazımı yayınlayayım dedim.)
Hani bazen bir kitap okursunuz ve içinden şarkılar geçer. O şarkı bazen kitabın kahramanlarından birinin en sevdiği şarkıdır, bazen bir sahne anlatılırken ortamı daha iyi yansıtmak için kullanılır vs.
Hani bazen bir kitap okursunuz ve içinden şarkılar geçer. O şarkı bazen kitabın kahramanlarından birinin en sevdiği şarkıdır, bazen bir sahne anlatılırken ortamı daha iyi yansıtmak için kullanılır vs.
Sizi bilmem ama ben ne zaman böyle bir şarkıya denk gelsem (eğer bilmediğim bir şarkıysa) hemen onu dinleme ihtiyacı hissederim. Onu dinleyince anlatılanları daha iyi bir yaşarım, oradaki genç adamın neşesini ben de hissederim, o genç kadın şarkıyı dinleyip dinleyip ağlarken benim de gözlerim dolar.

İşte Haruki Murakami'nin 1Q84 kitabını okurken de bunun gibi birkaç şarkı vardı. Onları paylaşmak istedim bugün sizlerle:
*Michael Jackson, Billie Jean: https://www.youtube.com/watch?v=Zi_XLOBDo_Y
*Bach, The Well-Tempered Clavier: https://www.youtube.com/watch?v=HlXDJhLeShg
*Louis Armstrong and All Stars, Atlanta Blues: https://www.youtube.com/watch?v=Z38o98t4VJo
*Vivaldi, Concerto for Woodwinds: https://www.youtube.com/watch?v=-1Bk4Jiu-PQ
*Nat King Cole, It's Only a Paper Moon: https://www.youtube.com/watch?v=KHrSX1xX2oY
*Louis Armstrong, Chantez les Bas: https://www.youtube.com/watch?v=X3XzXa0gzAc
*Rolling Stones, Little Red Rooster: https://www.youtube.com/watch?v=Nw64KvJXiPk
*Bach, The Well-Tempered Clavier: https://www.youtube.com/watch?v=HlXDJhLeShg
*Louis Armstrong and All Stars, Atlanta Blues: https://www.youtube.com/watch?v=Z38o98t4VJo
*Vivaldi, Concerto for Woodwinds: https://www.youtube.com/watch?v=-1Bk4Jiu-PQ
*Nat King Cole, It's Only a Paper Moon: https://www.youtube.com/watch?v=KHrSX1xX2oY
*Louis Armstrong, Chantez les Bas: https://www.youtube.com/watch?v=X3XzXa0gzAc
*Rolling Stones, Little Red Rooster: https://www.youtube.com/watch?v=Nw64KvJXiPk
Bu sene buraya daha sık yazmak istiyorum ama çevirisine yeni başladığım kitap tabiri caizse "baba" kitaplardan ve beni epey uğraştırıyor. Gözümü üstünden ayırdığım beş saniye içinde oradan oraya ışınlanma ve kendini bir şekilde tehlikeli durumların içine sokma becerisine sahip Ayşe Ece'yi saymıyorum bile. İşte bu ahval ve şerait içinde ancak küçük kaçamaklar yaparak buraya geliyorum. Daha sık görüşmek dileğiyle...
Bir de kitap okuyun kitap. Artık bırakmış olsam da, emzirirken okuyup bitirdiğim bir sürü kitap olduğunu söylemiş miydim?
1 Ocak 2016 Cuma
Yeni Yıl Dedikleri
Çevirilerine ne zaman başladığımı hatırlayamadığım ama artık evden biri gibi olan iki kitabın çevirisi (daha doğrusu düzeltmeleri) az önce nihayet bitti. Artık yeni yıla girebilirim :)
Geçen yılın son günlerinde bir yazı yazmıştım, yeni yılda neler yapmak istiyorum diye. Şimdi bir bakayım, bunlardan neleri gerçekleştirebilmişim:
***
* Daha fazla kitap, mümkünse en az 40 tane kitap okumak. Kırk tane olmasa da otuz kadar okudum sanırım.
*Ayda en az bir kez sinemaya ya da tiyatroya gitmek (Bu yıl Ayşe Ece küçük olduğu için bunları hiç yapamadık. ) Tiyatroya hiç gidemedik maalesef, saatleri ve günleri uymadı. Ama annemin bizde kaldığı zamanlarda sinemaya ayda bir olmasa da en azından istediğimiz filmler geldiğinde gidebildik. Neyse ki sayıları azdı :)
*Arada sırada yakın yerlere ailecek gezi düzenlemek. Bunu pek yapamadık sanırım. Bu seneden umutluyum :)
*Bunu şu anda da yapmaya çalışıyorum ama kozmetik, deterjan, katkılı gıdalar gibi şeylerde tüketimi en aza indirmek. Bu konuda oldukça başarılıydım, tebrik etmek istiyorum kendimi :)
*Bunu şu anda da yapmaya çalışıyorum ama kozmetik, deterjan, katkılı gıdalar gibi şeylerde tüketimi en aza indirmek. Bu konuda oldukça başarılıydım, tebrik etmek istiyorum kendimi :)
*Beğendiğim birkaç yayınevinden biri için çeviri yapmak. Bunu da gerçekleştirdim sayılır, yukarıda da bahsettiğim gibi iki kitap için son düzeltmeleri yaptım. Birkaç ay içinde raflarda olur sanırım.
*Buraya en az haftada bir yeni yazı yazmak. Bunu hiç yapamadım, bırakın haftada biri ayda bir bile yazı yazmamışım :( Bu sene daha çok zaman ayırmak istiyorum buraya.
*Evdeki eşyaları ve giysileri azaltmak. Bu konuda da başarılıydım bence. Epey kıyafet ve eşya azalttım.
*Dikiştir, nakıştır, örgüdür; bunlara geri dönmek. Bu konuda verimli bir yıl geçirdim bence, hepsinden de bir şeyler yaptım.
*Yeni bir dil öğrenmek ya da unutmaya yüz tuttuğum Fransızcamı ilerletmek. Bu konuda tek bir çalışmam bile olmadı maalesef.
*Kafamdaki yeni iş projeleri için araştırma yapmak. Bunda epey ilerleme kaydettim bence, ciddi ciddi. Geçtiğimiz sene altyapı çalışması, araştırma yaptım. Bu sene somut adımlar atarım inşallah.
*Uzun zamandır (üniversiteden mezun olduğumuzdan beri) yüz yüze görüşemediğim bir arkadaşım var, onunla görüşmek. Bu hala olmadı ya, çok özledim arkadaşımı.
*En azından iki haftada bir yeni bir tarif denemek. Pek yapamadım bunu da.
*Bugünün işini yarına bırakmamak. Bu konuda başarılıydım bence.
*Yukarıdaki maddeyle bağlantılı olarak, ütülenecekleri -şu an olduğu gibi- biriktirmemek. Zorunlu olan iki sefer dışında hiç ütü biriktirmedim. İki parça bile olsa ütüledim.
İşte böyle, listemi yarı yarıya da olsa gerçekleştirmişim ama bana göre önem derecesi daha yüksek olanlarda daha başarılı olduğum için kendimi iyi bir yıl geçirmiş olarak görüyorum.
Bu sene de listemin geri kalan maddelerini gerçekleştirmeyi diliyorum.
Bir de kitap sayısını yine 40 olarak belirledim. Ve bu yazıyı yazdıktan hemen sonra senenin ilk kitabına başlıyorum: Trendeki Kız.
Herkese sağlık, mutluluk, başarı bir yıl diliyorum son olarak.
Bu sene de listemin geri kalan maddelerini gerçekleştirmeyi diliyorum.
Bir de kitap sayısını yine 40 olarak belirledim. Ve bu yazıyı yazdıktan hemen sonra senenin ilk kitabına başlıyorum: Trendeki Kız.
Herkese sağlık, mutluluk, başarı bir yıl diliyorum son olarak.
24 Aralık 2015 Perşembe
Televizyonsuz bir Hayat Mümkün!
"Çok sıkıcı değil mi?"
"Hala televizyon almadınız mı?"
"Çocuk olunca alırsınız mecbur."
"Olan biteni nasıl öğreniyorsunuz?"
"Televizyon da yok, nasıl vakit geçiriyorsun(uz)?"
Evet, Ahmet'le sık sık maruz kaldığımız sorulardan bazıları. Evimize gelenler hiçbir odada televizyon olmadığını görünce önce şaşırıyor, sonra bazıları "Aslında en güzeli de, işte..." diye başlayan cümleler kuruyor. Bazı iyi niyetli tanıdıklarımız da özellikle evliliğimizin ilk yılında " Bak, eğer alamadıysanız biz alalım, hediyemiz olsun." bile dediler :)
Daha evlenmeden önce konuşmuştuk bu konuyu, evimize televizyon sokmayacaktık. Bu konuda Ahmet de benle aynı görüşte olduğu için çok şanslıydım tabii ki. Bir savaş vermek zorunda kalmadım yani.
Şimdi bize sorulan soruları kısaca cevaplamak isterim:
Hayır, hiç de sıkıcı değil televizyonsuz hayat. Hayır, evde sıkılmıyorum televizyon olmadığı için. Çünkü vaktim yok. Ayşe Ece doğmadan önce de böyleydi, ondan sonra da böyle oldu.
Evet, ilk yıllarda yoktu. Çocuğumuz oldu, iki yaşına girecek inşallah bir buçuk ay sonra. Hala almadık. Mecbur değiliz demek ki. Çizgi film istediğinde ki sadece bir tane var izlediği, bilgisayardan açıyoruz izliyor. O da izlemiyor ya neyse, en fazla iki dakika.
Olan biteni her yerden öğreniyoruz, sonuçta tek haber kaynağı televizyon değil. Sosyal medya var, eş dost var. Zaten çok önemli haberler ister istemez kulağınıza ulaşıyor. Hangi mankenin hangi şarkıcıyla nerede görüntülendiğini de bırakın öğrenmeyelim yani.

İzlemek istediğimiz şeyler olmuyor mu bazen, oluyor. O zaman da internetten açıp reklamsız (gerçi artık burada da reklamlar var ama en azından televizyondaki kadar çok değil), istediğimiz saatte, istersek atlaya atlaya izliyoruz. En azından seçme şansın var. Televizyonda yok mu, elbette kanal değiştiriyorsun ama sonuçta o kanalda bile izlemek istemediğin reklamlar, bölümler vs. oluyor.
Televizyon yokken yapılacak o kadar çok şey var ki.
Bir kere iletişim kurmak var. Bir kutunun önünde oturup boş boş bakmaktansa karşındakinin gözlerinin içine bakmak var. Hal hatır sormak var. Kitaplarını alıp çay ya da kahveyle hoş zaman geçirmek var. Dışarı çıkıp dolaşmak var. Var da var...
25 Mayıs 2015 Pazartesi
Bebekli Hayat: Bebek Bezi Meselesi
Bebeğiniz olacaksa araştırdığınız şeylerden biri de bebek bezidir. Hangisi daha iyi? Hangisi daha hesaplı? Hangisini almalı? Sizlere biraz olsun fikir vermek amacıyla başlıyorum yazmaya:
Uzun zaman önceydi, hamile bile değildim o zamanlar. Nereden estiyse aklıma bir gün eskiden annemin bize kullandığı kumaş bezlerden hala var mıdır acaba diye internette araştırmaya başladım. Yazdım Google Amca'ya, kumaş bebek bezi diye... Sonra bir baktım, annemin kullandığı bezler şekil değiştirmiş ama halen varlar. Bunu böyle aklımın bir köşesine yazmıştım.
Sonra bir yıl kadar geçti. Hamileliğimin son aylarında hazırlıklara devam ederken sıra gelmişti bebek bezine. Etraftaki kıdemli ana babalara sorduğumda genellikle Prima Premium Care'in en iyisi olduğunu söylüyorlardı. Sadece bir kişi Huggies'i daha çok beğendiğini söylemişti. Ben de Prima alayım o zaman dedim ve ilk olarak Prima Premium Care ile başladık.
Yaklaşık iki ay bunu kullandık. Sonra bu böyle gitmez diye kendi kendime konuştuğum günlerden birinde, bu aklımın bir köşesine not ettiğim kumaş bezler geldi aklıma. Neden olmasın diye düşündüm. Kumaş bez seçimimi Fuzzibunz'dan yana kullandım. Deneme amacıyla ilk önce dört tane alayım, sonra bakarım demiştim. Bezler geldi, iyi hoştu ama iki parçadan oluşan bezlerin (bir ana gövde ve bir de içe yerleşen ped) asıl kullanımı pek işime gelmedi. Daha doğrusu bende dört tane olduğu için bunlar bir gün bile yetmiyordu. Asıl kullanımda bunlardan elinizde en azından on beş tane falan olacak ki hepsi biriksin, sonra da makinede birlikte yıkayın. Ben de ne yaptım: Pedleri hiç kullanmadım, çünkü bu şekilde ana gövde de kirleniyordu sonuçta. Onun yerine annemle metrelik havlu aldık, o pedlerin boyutlarında, dört kat olacak şekilde kestik ve bezlerimiz (daha doğrusu pedlerimiz) hazır oldu. Tabii biz bunları ana gövdenin iç kısmına değil, üstüne koyduk. Yani annelerimizin klasik bezleri gibi oldu bir bakıma, sadece eskiden dışa kullanılan naylon yerine biz bu ana gövdeleri kullanmış olduk. Fotoğraflar daha iyi açıklar sanırım.
Şimdi bezlerle ilgili çevremden gelen soruları ve cevaplarımı yazayım:
1. Zor olmuyor mu? Hayır, olmuyor. Yani ilk başta zor gelebilir belki ama sonrasında alışıyorsunuz.
2. Evde tamam da dışarıda ne yapıyorsun? Hazır bez kullananlar ne yapıyorsa aynısını. Sadece bezi çöpe değil, yanımda taşıdığım naylon bir torbaya koyuyorum, eve gelince yıkıyorum.
3. Hadi, çiş tamam da kaka? Annelerimiz ne yapıyorsa onu. İlk aylarda bebek kakası daha sıvı formlu oluyor, anneler bilir. Suya akıttığımda zaten hepsi gidiyor. Sonraki aylarda ise peçeteyle katı kısmı alıp tuvalete atıyorum, sonrasında normal sudan geçiriyorum. Gerçi tuvalet iletişimi yaptığımız için kakalı bez çok sık yıkamıyorum.
4. Bezleri nasıl biriktiriyorsun? Ana gövdeleri ıslandıkça, kirlendikçe yıkıyor, kurutuyorum. Ara bezleri de pisinden şöyle bir arındırıp kurutuyorum (bunun için ayırdığım bir köşe var) Kuruyanları da kovada biriktirip hepsi bitince makineye atıyorum.
5. Yıkama için ne kullanıyorsun? Sabun tozu. Ancak dikkat edin eğer siz kumaş bezleri benim gibi havluyla değil normal şekliyle kullanacaksanız sabun kullanmayın çünkü bu bezlerin emiciliğini azaltıyor.
6. Bezler pişik yapıyor mu? Şimdiye kadar hiç pişik sorunumuz olmadı. Ama tabii ki her bebek farklı. Denemeden bilemezsiniz.
Benim kumaş bez deneyimim bu şekilde. Sorularınız olursa seve seve cevaplarım.
Şimdi bezlerle ilgili çevremden gelen soruları ve cevaplarımı yazayım:
1. Zor olmuyor mu? Hayır, olmuyor. Yani ilk başta zor gelebilir belki ama sonrasında alışıyorsunuz.
2. Evde tamam da dışarıda ne yapıyorsun? Hazır bez kullananlar ne yapıyorsa aynısını. Sadece bezi çöpe değil, yanımda taşıdığım naylon bir torbaya koyuyorum, eve gelince yıkıyorum.
3. Hadi, çiş tamam da kaka? Annelerimiz ne yapıyorsa onu. İlk aylarda bebek kakası daha sıvı formlu oluyor, anneler bilir. Suya akıttığımda zaten hepsi gidiyor. Sonraki aylarda ise peçeteyle katı kısmı alıp tuvalete atıyorum, sonrasında normal sudan geçiriyorum. Gerçi tuvalet iletişimi yaptığımız için kakalı bez çok sık yıkamıyorum.
4. Bezleri nasıl biriktiriyorsun? Ana gövdeleri ıslandıkça, kirlendikçe yıkıyor, kurutuyorum. Ara bezleri de pisinden şöyle bir arındırıp kurutuyorum (bunun için ayırdığım bir köşe var) Kuruyanları da kovada biriktirip hepsi bitince makineye atıyorum.
5. Yıkama için ne kullanıyorsun? Sabun tozu. Ancak dikkat edin eğer siz kumaş bezleri benim gibi havluyla değil normal şekliyle kullanacaksanız sabun kullanmayın çünkü bu bezlerin emiciliğini azaltıyor.
6. Bezler pişik yapıyor mu? Şimdiye kadar hiç pişik sorunumuz olmadı. Ama tabii ki her bebek farklı. Denemeden bilemezsiniz.
Benim kumaş bez deneyimim bu şekilde. Sorularınız olursa seve seve cevaplarım.
18 Mart 2015 Çarşamba
Bi' Bakıp Çıkıcam
Uzun zamandır yoktum buralarda, işler epey yoğun. Bitirmeye çalıştığım çeviri ve yanında bir de dişten dolayı olduğunu sandığım huzursuzluklarıyla Ayşe Ece var.
Buraya gelmişken ufak bir tavsiye vereyim dedim:
Çocuğunuz, yeğeniniz vs. varsa danışmak için bakacağınız, bunun yanında çocuk ve kitap konulu sorularınıza cevaplar sunabilecek çok güzel bir site keşfettim: http://kargagak.com/
Bir göz atın derim.
17 Şubat 2015 Salı
Anne Olunca Anlarmışsın
Hep böyle derlerdi de içi boş bir laf gibi gelirdi. Anne olunca anlarsın. Elbette anne olmadan önce taş kalpli biriyken anne olunca şefkatli birine dönüşmüş değilim. O duygu şükür ki hep vardı içimde. Ancak şimdi, dünyanın bütün çocukları benim çocuklarım sanki. Nerede ağlayan bir çocuk görsem, nerede canı yanan bir çocuk görsem için yanıyor. Hele de bir şey yapamayınca. Anne olunca anladım, anne olmak demek kalbinin her bir hücresiyle kucaklamak demekmiş yavrunu ve onun bütün melek arkadaşlarını.
Yeni doğduğu zamanlarda Ayşe Ece'ye giydirdiğim çorapların dikişleri rahatsız etmesin diye çorapları hep tersinden giydirdim. Tenine doğrudan değecek birçok kıyafetini hep tersinden giydirdim, bir tek o rahat olsun diye. Benim anne babam da öyle büyütmüş beni. Geceleri annem bezimi değiştireceği zaman babam bez soğuk soğuk tenime değmesin diye onu bacaklarının, kollarının arasında ısıtırmış. Birçok anne baba da böyle değil mi? Evladının bir yeri çizilse içi gider, onun canı yansa keşke benimki yansa da ona bir şey olmasa der. Böyle böyle yıllar geçer, küçücük yavru büyür. Ona olan sevginiz katlanarak artar.
İşte son birkaç gündür, bunları düşünüp duruyorum. Özgecan'ı duymayan kalmamıştır sanırım. Dün gece kızımı uyuturken, annesini düşündüm. O da böyle böyle büyütmüştü yavrusunu. Ne yapıyordur şimdi? Nasıl dayanır ki insan buna?
Önceden yok muydu buna benzer olaylar? Vardı, onlara da çok üzülüyordum ama şimdi, anne olunca her şey daha başka bir anlam kazandı. Artık daha derinden hissediyorum acıları. O annelerin acıları benim acılarım. Onlarla birlikte ben de ağlıyorum.
13 Şubat 2015 Cuma
Bunu Evde Deneyin: Kitap Sayfalarından Yaş Günü Süslemesi
Ayşe Ece'nin bir yaşını evde ailecek kutladık. Süslemelerinden pastalarına, elbisesinden ıvır zıvırına kadar her şey el emeği, göz nuruydu. Böyle incik cincik şeylerle uğraşmayı seviyorum ne yapayım :)
Şimdi konumuza dönecek olursak, bu süsleme dediğim şey bunting dedikleri, Türkçesini ise tam olarak oturtamadığım bir şey. Gemi bayrağı, flama vs. diye geçiyor ama böyle söyleyince kafada bir şey canlanmıyor. Çevirmen kimliğimi de işin içine sokmasam olmuyor, bir hastalık bu sanırım.
Neyse, konuya giremedim bir türlü. Fotoğraflardan görüleceği üzere, gözden çıkardığım ve Ayşe Ece'nin bir kısmını yırtıp yırtıp attığı bir kitabı aldım. Bir sayfasına aşağıdaki flama şeklini çizdim, sonra maket bıçağıyla bastırarak kestim. Böyle bastırarak kesince sonraki sayfalara da şeklin izi çıkıyor ve her defasında şekli çizmenize gerek kalmıyor. Yeterli sayıda sayfam olunca keçeli kalemle harfleri yazdım. Şablonunuz varsa daha muntazam harfler elde edebilirsiniz tabii ki. Benimki elde ancak bu kadar oldu. Sonra bunları yaş günümüzün ana renkleri olan sarı, turuncu ve mavi renkli iplere kağıtların üst kısımlarını katlayıp ipi içlerinden geçirmek suretiyle yapıştırdım. Buna benzer süslemeleri birkaç yerde görmüştüm. Ben biraz değiştirip bu şekle getirdim. Umarım sizlere de ilham verir. Sonunda böyle bir şey oldu işte:
Şimdi konumuza dönecek olursak, bu süsleme dediğim şey bunting dedikleri, Türkçesini ise tam olarak oturtamadığım bir şey. Gemi bayrağı, flama vs. diye geçiyor ama böyle söyleyince kafada bir şey canlanmıyor. Çevirmen kimliğimi de işin içine sokmasam olmuyor, bir hastalık bu sanırım.
Neyse, konuya giremedim bir türlü. Fotoğraflardan görüleceği üzere, gözden çıkardığım ve Ayşe Ece'nin bir kısmını yırtıp yırtıp attığı bir kitabı aldım. Bir sayfasına aşağıdaki flama şeklini çizdim, sonra maket bıçağıyla bastırarak kestim. Böyle bastırarak kesince sonraki sayfalara da şeklin izi çıkıyor ve her defasında şekli çizmenize gerek kalmıyor. Yeterli sayıda sayfam olunca keçeli kalemle harfleri yazdım. Şablonunuz varsa daha muntazam harfler elde edebilirsiniz tabii ki. Benimki elde ancak bu kadar oldu. Sonra bunları yaş günümüzün ana renkleri olan sarı, turuncu ve mavi renkli iplere kağıtların üst kısımlarını katlayıp ipi içlerinden geçirmek suretiyle yapıştırdım. Buna benzer süslemeleri birkaç yerde görmüştüm. Ben biraz değiştirip bu şekle getirdim. Umarım sizlere de ilham verir. Sonunda böyle bir şey oldu işte:
15 Ocak 2015 Perşembe
Bebekli Hayat: Bebek için Neler Almalı?
Bu yazıyı okuyorsanız büyük ihtimalle ya bebeğiniz olacaktır ya da çevrenizde bebeği olacak birileri vardır. Umarım yazdıklarım size biraz olsun yardımcı olur.
Bebek alışverişi yaparken bence sorulması gereken en önemli soru, "Bu gerçekten gerekli mi?"
Ayşe Ece için alışveriş yaparken ki bunu son aylara kadar erteledim, sık sık sorduğum soru buydu. Çünkü söz konusu bebek olunca insan mantıklı davranamıyor bazen, satıcılar da bunu sonuna kadar sömürebiliyor.
Bu yazıda bebek için ilk başta aldığım kıyafet ve temel bakım malzemelerini yazıyorum. Sonrakilerde daha başka şeylerden bahsetmeyi planlıyorum (becerebilirsem) :)
Peki ben Ayşe Ece için neler aldım, neler almadım; neleri kullandım, neleri hiç kullanmadım?
* Bebek bakım çantası: Okiedog marka bir çanta aldım, birçok gözü var ve memnunum ama isterseniz çok gözü olan, büyük boy herhangi bir çanta da kullanabilirsiniz. Hatta sırt çantası kullanıp çok memnun olanlar da var.
* Bebek bakım çantası: Okiedog marka bir çanta aldım, birçok gözü var ve memnunum ama isterseniz çok gözü olan, büyük boy herhangi bir çanta da kullanabilirsiniz. Hatta sırt çantası kullanıp çok memnun olanlar da var.

* Hastane çıkışı: İçinde battaniyeden çorabına kadar her şeyin olduğu bir setti. Bir tane vardı o da babaanneden hediye. Her ne kadar bazıları çok kısa süreli olsa da -zıbın gibi- bütün parçalarını kullandım sanırım. Battaniyesini hala kullanıyorum mesela. Bebek kıyafetinde her zaman, ihtiyaç duydukça almak en mantıklısı sanırım. Yani bebek büyüdükçe, herhangi bir eşyaya olan ihtiyaç arttıkça bir şeyler almak.
* Beş ya da altışar tane kolsuz, kısa kollu ve uzun kollu çıtçıtlı bluz ve patikli pijama (body ya da badi kelimesini sevmiyorum): Bunlarda da patikli olanları ayına göre almamanızı tavsiye ederim yani yenidoğan bir tane olsun mesela, diğerleri 3-6 ya da bebeğinizin kilo ve boyuna göre 6-9 ay olsa daha iyi. Çünkü o kadar hızlı büyüyorlar ki bazı kıyafetleri ancak bir ya da iki kez giymiş oluyorlar. Özellikle patikli pijamalarda bunu daha çok yaşadım ben.
* Tulum: Bundan üç tane vardı, üçü de set olarak aldığım bir şeylerin içinden çıktı. Ama özellikle alır mıydın derseniz almazdım çünkü çok kullanışlı bulmadım.
* Eldiven: Setlerin içinden çıkanlar 3 ya da 4 çiftti ve yeterli oldu. Zaten çok uzun süre kullanmadım.
* Eldiven: Setlerin içinden çıkanlar 3 ya da 4 çiftti ve yeterli oldu. Zaten çok uzun süre kullanmadım.
* Önlük: Bu da hastane çıkışının içinde olan bir parçaydı. Bunun dışında yine alt üst bir takımın içinde daha vardı. İki önlüğümüz vardı ama biz pek kullanmadık. O yüzden en başta bir-iki tane olsa yeter, çünkü kusan bir bebeğiniz yoksa hiç kullanmayabilirsiniz.
* Ağız bezi/Mermerşahi/Tülbent: Bunlardan biz metrelik tülbentin kenarlarını renkli ipliklerle çevirip kullandık. Ve o kadar faydalı bir şey ki ilk doğduğu zamanlarda gazını çıkarırken kendi omzunuza, sonra bebek terlerse sırtına ya da boynuna, elini yüzünü silmek için, banyodan sonra kulaklarını silmek için, eğer tombiş bir bebekse pişik olmasın diye gıdısının altına koymak için vs. bir sürü şekilde kullanabilirsiniz.
* Battaniye: Ben özellikle almadım, dediğim gibi bir tane hastane çıkışının içinde penye battaniye vardı. Onun dışında iki tane annem pazenden yapmıştı. Benim ve Ahmet'in bebeklik battaniyelerimiz duruyormuş, annelerimizden onları da aldık. Bir tane kendim ördüm. Bir tane de triko bir battaniye geldi ve hepsini de kullandık. Özellikle eğer kış bebeğiyse gerçekten çok lazım oluyor. Çünkü kış da olsa yorgan pek sağlıklı değil küçük bebeklerde o yüzden battaniyeler daha çok kullanılıyor.
* Döşek: Adanalı olduğumuzdan bizde pamuk döşek vardır hep. Annem de bu geleneği bozmadı ve Ayşe Ece için pamuk döşek yaptı ama bebeğin, içine gömülemeyeceği kadar sert bir döşekti. Size de tavsiyem nasıl yatak alırsanız alın bebeğin içine gömülmemesine dikkat edin, bebeğin yatacağı düzlem olabildiğince sert olsun.
* Döşek: Adanalı olduğumuzdan bizde pamuk döşek vardır hep. Annem de bu geleneği bozmadı ve Ayşe Ece için pamuk döşek yaptı ama bebeğin, içine gömülemeyeceği kadar sert bir döşekti. Size de tavsiyem nasıl yatak alırsanız alın bebeğin içine gömülmemesine dikkat edin, bebeğin yatacağı düzlem olabildiğince sert olsun.
* Yastık: Almadık, annem birkaç tane dikti ama onlar da dekoratif amaçlı kullanıldı. Bence gereksiz, Ayşe Ece hala kullanmıyor. Bebeğiniz reflü vs. olduğunda başının yüksekte olması gerekirse bile herhangi bir battaniyeyi vs. rulo yapıp başın altına koyabilirsiniz.
* Sling/Anakucağı: Ben almadım ama doğumdan itibaren kullanılabilen bir anakucağı hediye geldi ve ilk birkaç ay onu sıklıkla kullandım. Ayşe Ece de kucağımda olduğundan keyfi yerindeydi ama her bebek bunu sevmeyebiliyor. O yüzden eğer dışarı çok çıkarım ve bebeğim de bunu sever diyorsanız alın ama tavsiyem, bebeğiniz doğduktan sonra ve deneyerek almanız.
* Bebek bezi: Çevremdekilerin de tavsiyesiyle Prima Premium Care aldım ilk başta. Sonra yaklaşık iki aylıkken kumaş bezlere (Fuzzibunz) geçtik. Sadece hazır bez kullanırım diyorsanız ilk başta bez stoklamak çok mantıklı değil, çünkü hem çok hızlı büyüyorlar hem de aldığınız bez bebeğinize alerji yaparsa diğer kullanmadıklarınız elinizde patlayabilir.


*Alt açma örtüsü: Bir tane annem yapmıştı, bir tane de bebek bakım çantasının içinde hediye gelen vardı. Birini evde, birini dışarıda kullandım. Bebek hareketlenene kadar iyi, güzel bir şey; bir de ilk başlarda sürpriz çiş ve kakaların çok olduğunu düşünürsek.
*Pişik kremi: Unibaby almıştım ama şimdiye kadar 5-6 kez ancak kullanmışımdır. Şimdiki aklım olsa almazdım. Onun yerine asidi alınmış saf zeytinyağı kullanıyorum, size de tavsiye ederim.

* Emzik/Biberon: Biberonu ne akılla aldım bilmiyorum. Sadece meme uçlarım yara olduğunda sütümü sağıp Ayşe Ece'ye biberonla vermiştik ama o da gereksizmiş. Hem bebek anında biberona alışıp size tekrar zor alışıyor hem de zaten sütünüzü biberon yerine çay kaşığıyla verebilirsiniz. Emziği de yine belki uykuya dalarken rahat olur diye aldık ama hiç kabul etmedi, sadece aralarda oyuncak niyetine eline veriyorum o da oynuyor :)
* Islak mendil: Ben Unibaby kullandım ilk birkaç ay, sonrasında ise akan suda yıkamaya başladım. Islak mendili sadece suyla yıkamamın mümkün olmadığı zamanlarda kullandım. Ama şimdiki aklım olsa suyla ıslattığım steril pamuk kullanırdım. Çok daha doğal ve fiyat olarak da uygun.

* Şampuan: Chicco'nun Pure Bio şampuanını aldık 200 ml olandan ve Ayşe Ece bir yaşına girmesine günler kala şampuanı hala bitiremedik (ki ortalama gün aşırı banyo yapan bir bebek). Size de tavsiyem ilk başlarda şampuanı hiç kullanmamak ya da çok çok az kullanmak. Zaten çok temizler ve ciltleri o kadar muhteşem ki başka bir şeyle onu bozmak yersiz.

* Sünger: Almadım, onun yerine ellerimi kullanıyorum :) Masaj yapar gibi.
* Bebek yağı/Pudra: Bunları hiç almadım ve bence çok gereksiz.
* Tarak/Fırça: Wee baby'nin içinde hem tarak hem fırça olan setini aldım ve kızım kel olarak doğduğu için konak olduğu zaman haricinde kullanmadık. Yeni yeni kullanıyoruz.

* Tırnak makası: Bebedor marka aldık, normal makas şeklinde olan ve bir de biz büyüklerin kullandığı tarzda olan tırnak makası var. Biz hala makas şeklinde olanı kullanıyoruz.


* Şampuan: Chicco'nun Pure Bio şampuanını aldık 200 ml olandan ve Ayşe Ece bir yaşına girmesine günler kala şampuanı hala bitiremedik (ki ortalama gün aşırı banyo yapan bir bebek). Size de tavsiyem ilk başlarda şampuanı hiç kullanmamak ya da çok çok az kullanmak. Zaten çok temizler ve ciltleri o kadar muhteşem ki başka bir şeyle onu bozmak yersiz.

* Sünger: Almadım, onun yerine ellerimi kullanıyorum :) Masaj yapar gibi.
* Bebek yağı/Pudra: Bunları hiç almadım ve bence çok gereksiz.
* Tarak/Fırça: Wee baby'nin içinde hem tarak hem fırça olan setini aldım ve kızım kel olarak doğduğu için konak olduğu zaman haricinde kullanmadık. Yeni yeni kullanıyoruz.

* Tırnak makası: Bebedor marka aldık, normal makas şeklinde olan ve bir de biz büyüklerin kullandığı tarzda olan tırnak makası var. Biz hala makas şeklinde olanı kullanıyoruz.

5 Ocak 2015 Pazartesi
Ben Bugün Bunu Öğrendim: Janus'tan Ocak Ayına
Bugün aslında daha önceden de bir yerlerden kulağıma çalınmış ama tam olarak bilmediğim bir şeyi öğrendim. Efendim şimdi Roma mitolojisinde Janus bir yüzü sağa, bir yüzü sola bakan bir tanrıymış. Heykel ve büstleri şehirlerin girişine konduğunda yüzlerden birinin şehre girenlere, diğerinin de şehirden çıkanlara baktığına ve böylece şehri güvende tuttuğuna inanılırmış.
Sonra zamanla bu isim batı dillerinde (İngilizce, January; Fransızca Janvier; Almanca Januar gibi) ocak ayının ismi haline gelmiş.Vikipedi'de yazılanlara göre ki bana da çok mantıklı geldi, bunun bir nedeni Ocak ayının bir yönüyle eski yıla, diğer yönüyle yeni yıla ait olmasıymış. Tevekkeli değil, Ocak ayında bir yerlere tarih atacağım zaman hala eski yılı yazıyorum.
Bir başka Ben Bugün Bunu Öğrendim yazısında daha görüşmek dileğiyle, esen kalın...
31 Aralık 2014 Çarşamba
Yeni Yıla Girerken...
Yaklaşık dört aydır üstünde çalıştığım iki kitabın çevirisi yaklaşık bir saat önce nihayet bitti. Tabii ki önümüzdeki bir ay boyunca düzeltmeleri, kontrolleri için de uğraşacağım ama omuzlarımdaki yük epey hafifledi. Artık yeni yıla girebilirim :)
Yeni yıl demişken, eskisi nasıl geçti diye düşündüm de...
Bir kere hayatıma Ayşe Ece girdi, benim minik güneşim. Küçücük bir insanın hayatı nasıl da güzelleştirebileceğini öğrendiğim bir yıldı.
İş açısından da verimli geçtiğini düşünüyorum. Çok beğendiğim bir yazarın iki kitabını birden çeviriyorum. Bu işten alnımın akıyla da çıkabilirsem mesleki anlamda benim için büyük bir adım atmış olacağım.
Hayatımla ilgili bazı kararlar aldığım ve uygulamaya başladığım bir yıldı. Bundan sonrası için planlar yaptığım bir yıldı. Gelecek için bol bol hayaller ve yapılacaklar listesi biriktirdiğim bir yıldı. İstersem birçok şeyi yapabileceğimi fark ettiğim bir yıldı.
***
Her yeni yıl yeni bir defter gibi geliyor bana. Hani okuldayken, size de olur muydu bilmem, yeni deftere başladığınızda bir süre özene bezene yazarsınız yazıları. Sonlara gelince de nasıl olsa defter bitiyor diye çalakalem yazmaya başlarsınız. Önümüzdeki yıl istiyorum ki hep yepyeni bir defter gibi kalsın benim için. Her gününü özenerek, hakkını vererek yaşayayım.
Bir de yeni yılda yapmak istediklerimin bir kısmını buraya da -karışık düzende- yazmak istiyorum. (Önümüzdeki yılbaşında, Allah ömür verir de hala hayatta olursam ne kadarını yapmışım diye bakmak üzere.)

* Daha fazla kitap, mümkünse en az 40 tane kitap okumak.

*Ayda en az bir kez sinemaya ya da tiyatroya gitmek (Bu yıl Ayşe Ece küçük olduğu için bunları hiç yapamadık. )

*Arada sırada yakın yerlere ailecek gezi düzenlemek.
*Bunu şu anda da yapmaya çalışıyorum ama kozmetik, deterjan, katkılı gıdalar gibi şeylerde tüketimi en aza indirmek.
*Beğendiğim birkaç yayınevinden biri için çeviri yapmak.
*Buraya en az haftada bir yeni yazı yazmak.
*Bilgisayardaki çekip çekip attığımız fotoğrafları bir düzene koyup güzel olanları tab ettirmek (tab ettirmek hala kullanılıyor mu ya bu arada:)
*Evdeki eşyaları ve giysileri azaltmak.
*Dikiştir, nakıştır, örgüdür; bunlara geri dönmek.

*Yeni bir dil öğrenmek ya da unutmaya yüz tuttuğum Fransızcamı ilerletmek.
*Kafamdaki yeni iş projeleri için araştırma yapmak.
*Uzun zamandır (üniversiteden mezun olduğumuzdan beri) yüz yüze görüşemediğim bir arkadaşım var, onunla görüşmek.

*En azından iki haftada bir yeni bir tarif denemek.
*Bugünün işini yarına bırakmamak.

*Yukarıdaki maddeyle bağlantılı olarak, ütülenecekleri -şu an olduğu gibi- biriktirmemek.
Benim listem -daha doğrusu bir kısmı- bu kadar. İnşallah seneye baktığımda bunların en azından yarısını gerçekleştirmiş olurum.
Herkese sağlıklı, mutlu, huzurlu ve başarı dolu bir yıl diliyorum.
15 Aralık 2014 Pazartesi
Bir İhtimal Daha Var, O da Kabullenip Huzura Ermek mi Dersin?
Vakit yok, vakit yok, vakit yok. Daha yapılacak işler var, acele etmem lazım. O restorana mı gidelim, cık olmaz; şimdi hazırlan, kızı hazırla, git, gel, bir sürü zaman. Daha benim çevirim var, ütü var, ev desen leş gibi. Kendi kendine olmayacak ya bunlar, yine ben yapacağım. O zaman gitmeyelim, evde kalalım, sen çocuğa bak, ben de işlerimi yapayım. Kızım, biraz kendi kendine oyalansan, ben de işlerimi halletsem. Ne senle ilgilenebiliyorum ne işimi yapabiliyorum ne de ev işlerini. Kendine zaman ayırmak mı, o da neymiş? Saçımı tarayacak vaktim yok benim. Ne yapacağım ben? Kendimi mi klonlasam yoksa günü yirmi dört saatten daha uzun hale getirmeye mi çalışsam?
![]() |
| Huzura ermeden önceki temsili ben |
İşte kısa zaman önceki ben... Yaklaşık bir aydır kendimi yay gibi gergin hissediyordum. Hiçbir şeye yetişemiyorum, hayat akıp gidiyor ama ben olduğum yerde sayıyorum hissi kaplıyordu her yanımı. O kadar gergindim ki ki bir sürü uçuk çıkarıp durduk yere hasta olmuştum, sonuçta o kadar stres bir şekilde patlak veriyor. İşin ilginci ben böyle panik halde her şeye yetişmeye çalışırken aslında yapmam gereken hiçbir şeyi yapamadığımı fark ettim. Üstüne üstlük bundan çevremdekiler de olumsuz etkileniyordu. En başta da hiçbir suçu olmayan küçük kızım. Ondan büyük bir insan gibi davranmasını bekliyordum, hangi akla hizmetse. Bunu kabullenememiştim, bebekse bebekliğini bilsin, bak oyalanacağı bir sürü şey var, ben de oynuyorum zaten arada sırada, neden sürekli yanında olmamı istiyor ki diye düşünüyordum. Çünkü böyle olunca başka hiçbir şeyle ilgilenemiyordum, hayat akıp gidiyordu, ben öylece dururken.
Sonra bir gün, sanki kafama saksı düşmüş gibi, birden aklım başıma geldi. Ben ne için uğraşıyorum diye sordum kendime. Asıl amacım sevdiklerimle birlikte mutlu olmak değil miydi? Dualarımda ilk istediğim şeyler, sağlık, sabır ve yaşama sevinci değil miydi? Ancak ne sağlığım, ne sabrım ne de yaşama sevincim kalmıştı elimde. Bir şeyler ters gidiyordu. O an anladım, bendekinin kabullenememe hastalığı olduğunu. Mesela, her şeyi aynı anda ve tastamam yapamayacağımı kabullenemiyordum ya da kızımın daha çok küçük olduğunu, onun için oyunun her şey demek olduğunu, tamam bir saat annemle oynadık, şimdi tek başıma zaman geçireyim gibi bir düşüncesi olamayacağını; evin her zaman temiz olmak zorunda olmadığını; ailecek birkaç saat de olsa dışarıda geçireceğimiz zamanın aslında bana yol, su, elektrik olarak geri döneceğini vs. vs. kabullenemiyordum.
![]() |
| Bu da sonraki halimin temsilidir :D |
Dur dedim içimdeki huysuza. Yeter artık senin hükümdar olduğun! Artık ben geçiyorum tahta. Ben kim miyim? Her şeyi kabullenip huzura eren kadın. Gün boyu küçük kızı uyanık olduğu sürece sadece onunla zaman geçiren, akşamları eşinin gelmesiyle çevirisini yapan, ev işlerini de küçük parçalara bölüp yavaş yavaş halleden, dışarı çıkmayı gözünde büyütmeyen kadın. O kadar vaktim kalıyor ki saçlarımı aheste aheste tarayıp çay keyfi bile yapabiliyorum. (Gülmeyin, bunlar küçük bebekli kadınlar için büyük lüks :) Şu işe bakın ki panik yapmayınca, kabullenince, rahatlayıp huzur dolunca bütün işlerimi daha çabuk ve kolay hallettiğimi gördüm. Kızımın ve eşimin de bu şekilde daha mutlu olduklarını söylemiyorum bile. Ama en çok insanın kendi faydalanıyor bu durumdan. Sizlerin hayatında neler var böyle, neyi kabullenemiyorsunuz mesela? Bir düşünün ve sonra kabullenin. Gerisi saf huzur...
Not: Yukarıda demiştim ya, kızımla ilgilenince başka şeyle uğraşamıyordum, hayat akıp gidiyordu diye. Bu huzur dolu kadın fark etti ki aslında kızıyla geçirdiği o anlar hayatın ta kendisi, onun yeni bir şeyler öğrendiğini, sizin yaptığınız komik bir şeylere katıla katıla güldüğünü seyretmek dünyalara bedel...
Not 2: Şimdi yazdıklarımı tekrar okudum da önceki halim ne şirretmiş, evlerden ırak :D
Etiketler:
huzur,
kabullenmek,
sağlık,
yaşama sevinci
29 Kasım 2014 Cumartesi
Yaşamak Güzel Şey...
Dün sevdiğim şairlerden Melih Cevdet Anday'ın ölüm yıldönümüymüş. Burada, Malatya'da hava çok güzel, sonbaharın teknik olarak son günleri ama bugün hava güneşli. Bu güzel havaya onun bu güzel şiiri iyi gider bence:
ÇOK GÜZEL ŞEY
Yaşamak güzel şey doğrusu
Üstelik hava da güzelse
Hele gücün kuvvetin yerindeyse
Elin ekmek tutmuşsa bir de
Hele tertemizse gönlün
Kimseden korkmuyorsan dünyada
Hele kar gibiyse alnın
Yani kendinden korkmuyorsan
Dostuna güveniyorsan
Üstelik hava da güzelse
İyi günler bekliyorsan hele
İyi günlere inanıyorsan
Yaşamak güzel şey
Çok güzel şey doğrusu.
Not: Bakmayın yukarıda sadece şair dediğime, kendisinin aynı zamanda romanları, tiyatro oyunları, deneme ve makaleleri de mevcut.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
















